Beyoğlu Beko Servisi

Beyoğlu beko servisi olarak İstanbul Beyoğlu bölgesinde tüm beko marka beyaz eşyalarınızın (bulaşık makinesi, çamaşır makinesi, buzdolabı, fırın, klima, kombi..) tamir, bakım ve onarımını deneyimli teknik servis personelimiz ile hızlı ve güvenilir olarak 1 yıl garantili şekilde yapmaktayız. Sitemize http://www.beyoglu-beko-servisi.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Beyoğlu beko klima servisi, tüm beko marka klimalarınızın tamir, bakım ve montajını en hızlı şekilde garantili olarak yapmaktayız.

Servisler kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Hamilelikte Ultrason Neden Yapılır

Obstetrik ultrasonografi gebelik takiplerinde çok yüksek frekanslı ses dalgaları ile yapılan incelemeye verilen isimdir. Son derece önemli ve vaz geçilmez bir muayene aracıdır. Günümüzde kullanılan gerçek zamanlı, yani bebeğin hareketlerinin de izlenebildiği ultrasonografi cihazları ile anne karnındaki bebeği daha detaylı inceleme imkanına sahibiz.

Ultrasonografi cihazının prob adı verilen kısmı tarafından üretilen ses dalgaları değişik dokulardan değişik oranlarda yansıyarak proba geri dönerler. Birbirinden farklı olan bu yansımalar bilgisayar tarafından işlenerek görüntü olarak monitöre yansıtılır. Her ne kadar teknolojik gelişmeler sonucu görüntü kalitesi yüksek düzeye çıkarılmış olsa bile gene de bu inceleme yöntemi bebeğe buzlu cam arkasından bakılıyormuş gibi kabul edilmeli ve her ayrıntının görülemeyebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle; değişik yayınlarda değişik oranlar verilmekle birlikte yaklaşık %35 oranında, bebekte gelişim bozukluğu olsa bile, anne karnında bu bozukluklar çeşitli sebeplerle saptanamayabilir.

Ultrasonografinin anne karnındaki bebek üzerine olumsuz etkisini gösteren bir veri yoktur ve gebelik döneminde güvenle uygulanabilmektedir. Ancak buna rağmen gerekli olduğu haller dışında ve ehliyetsiz kişilerce yapılmamalıdır.

Hamilelikte Ultrason Neden Yapılır?

Gebelikte ultrason ne zaman ve neden kullanılır?

Ultrasonografi fetusun değerlendirilmesinde güvenli, etkili ve ucuz bir yöntem olarak kabul edilir. Gebelikte ultrasonografinin ana kullanım amaçları şunlardır:

* Gebeliğin tanısı
* Gebelik yaşının saptanması

Özellikle gebeliğin ileri dönemlerinde bebeğin gelişiminin değerlendirilebilmesi için erken dönemlerde (12. veya 22. haftalardaki) yapılan ultrasonografik yaş tayinleri son derece önemli ve yararlıdır.

Bebeğin canlı olup olmadığının değerlendirilmesi
Özellikle erken gebelik döneminde anne karnında bebek ölümleri daha sık görülür. Bu durumun ayırt edilebilmesi önemlidir. Bununla birlikte mol gebeliği (üzüm gebeliği) veya dış gebelik tanıları da gene aynı dönemde yapılan değerlendirmelerle anlaşılabilir.

Bebeğin gelişiminin değerlendirilmesi
Anne karnındaki bebeğin değerlendirilmesi çeşitli ölçümler yapılarak gerçekleştirilir. Bunlar kafa çapları ölçümü, uzun kemiklerin ölçümü ve karın-baş çevrelerinin ölçümüdür.

Bebeğin ağırlığının tahmin edilmesi
Yapılan ölçümler çerçevesinde bebeğin yaklaşık ağırlığı saptanabilir. Bu da bize bebeğin gelişimi ve doğum şekli hakkında bilgi verir.

Plasentanın yerinin saptanması
Plasenta yada halk arasında bebeğin eşi denen organ anneden bebeğe kan iletiminin sağlandığı son derece önemli bir organdır. Bu organa ait anormal yerleşim ve gelişimlerin doğum öncesinde bilinmesi son derece önemlidir.

Amniyon sıvısı hastalıkları
Bazı durumlarda bebeğin içinde bulunduğu kese içindeki sıvı miktarı( Bu sıvının çok büyük bir kısmı bebeğin idrarından oluşur) bebeğin durumu hakkında bize fikir verir.

Fetal anomalilerin saptanması
Özellikle 22 hafta civarında yapılan ultrasonografik değerlendirmede bebekte ortaya çıkması muhtemel anormal gelişim bozuklukları değerlendirilir. Bu bozukluklar eğer yaşamla bağdaşmayan tarzda ise bu durumda aile ile konuşularak onların kararı ile gebelik sonlandırılabilir.

Bebeğin iyilik halinin değerlendirilmesi
Özellikle gebeliğin son aylarında bebeğin anne karnındaki hareketleri, solunumu, kas gerginliği ve sıvı miktarı değerlendirilerek bebeğin durumu, anne karnında sıkıntıda olup olmadığı değerlendirilir.

Erken doğum riskinin tahmin edilmesi
Erken doğum riski taşıyan anne adaylarında rahim ağzı uzunluğu durumun ciddiyeti hakkında bize bilgi verir.

Plasental akımların değerlendirilmesi
Anneden bebeğe kan akımındaki direnci ölçen Doppler değerlendirmesi ile bebeğin sıkıntıda olup olmadığı anlaşılır.

Bebeğin cinsiyetinin saptanması

Prenatal girişimler sırasında
Amniosentez denen bebeğin cevresindeki sıvıdan örnek alınması işlemi için yada erken gebelik döneminde plasenta dokusundan örnek alınması için ultrasonografi gerekli bir yöntemdir.

Diğer uygulamalar

* Bebeğin pozisyonunun saptanması
* Eşlik eden yumurtalık kisti yada myom gibi organ hastalıklarının saptanması ve değerlendirilmesi

Ultrasonografi ne sıklıkta yapılmalıdır?

Normal bir gebeliğin takibinde, Türk Perinatoloji Derneği tarafından önerilen, ultrasonografik tetkik yaptırma sayısı bir gebelik boyunca 5 adettir. Bunlar 12., 22., 32., 38. haftalar civarında ve doğum öncesinde yapılmalıdır.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Hamileyken Sigara İçmek

Sigara içmenin hamilelik üzerinde za­rarlı etkileri vardır. Günde 20 tane sigara (bir paket) içen hamile bir kadın tütün du­manının, ortalama bir hamilelik sırasında 11.000 kereden fazla içine çekmiş olur! Siz sigara içtiğinizde bebeğiniz de sigara içmiş olur. Bununla demek istediğimiz, sigara dumanının plasentadan geçip be­beğinize ulaştığıdır. Yeni bir araştırma, böyle bir durum olduğunda, bir bebeğin annesinden çok daha yüksek oranda niko­tin konsantrasyonuna maruz kaldığını göstermiştir. Bu yüksek konsantrasyon, bebeğin doğumundan sonra da nikotin alımının sürmesine neden olabilir.

Nicoderm Bandı, Nîcorette Sakızı ve Zyban

Birçok araştırma, hamilelik döne­minde sigara içmenin zararlı etkile­rini ortaya çıkarmıştır. Sigarayı bı­rakmak için yardımcı bir araç, örne­ğin bant, sakız ve sigarayı bırakma hapı kullanıp kullanamayacağınızı merak ediyor olabilirsiniz. Bu üç aracın fetal gelişim üzerindeki kesin etkileri bilinmemektedir.

Solukla içeri çekilen bir araç olan Ni-cotrol, bir geniz spreyi, sakız veya bant sigarayı bırakmak için yaygın olarak kullanılır. Nicotrol, Nicoderm ve Nico-rette marka isimleriyle aynca yaygın olarak satılır. Bütün Nİcotrol ilaçları ni­kotin içerir ve bunların hamilelik döne­minde kullanılmaları önerilmez.

hamileyken sigara icmek

Zyban (bupropion hidroklorik), si­garayı bırakmaya yardımcı olmak için nikotin içermeyen, ağız yoluyla kullanılan bir ilaçtır. Bu ilaç, aynca antidepresan Wellbutrin veya Wellbutrin SR olarak da satışa sunulur. Hamile kadınların Zyban kullanma­ması önerilmektedir.

Hamileyseniz, araştırmacılar sa­kız, bant veya haplardan kaçınmanı­zı önerirler. Eğer sorularınız varsa bu konuyu doktorunuzla görüşünüz.

Tütün dumanı; nikotin, karbonmonoksit, hidrojen siyanür, katran, reçine ve bazı kansere neden olan etmenler (karsinojen) gibi birçok zararlı madde içerir. Bu maddeler tek başına veya hep birlik­te gelişen bebeğinizin alacağı zararlar­dan sorumlu olabilirler.

Bilimsel kanıtlar, hamilelik dönemin­de sigara içmenin bebeğin ölüm riskini veya zarar görme riskini artırdığını gös­termiştir. Sigara İçmek, bir kadının B ve C vitaminleri ve folik asit emilimini en­geller. Folik asidin olmaması nöral tüp defektleri ile sonuçlanabilir ve anne ada­yında hamileliğe bağlı komplikasyon riskini artırır.

30 yıldan uzun bir süredir, sigara içen annelerin bebeklerinin hemen hemen 200 gr. az kiloyla doğduklarını biliyo­ruz. Bu yüzden sigara paketlerinde ha­mileyken sigara içmek konusunda ka­dınlara yönelik bir uyan bulunmaktadır. Azalan doğum kilosu doğrudan anne adayının içtiği sigara sayısı ile bağlantı­lıdır. Eğer anne diğer hamileliklerinde sigara içmezse bu etkiler diğer bebekle­rinde görülmez. Sigara içmek ve fetal gelişimin azalması arasında doğrudan bir ilişki vardır.

Büyümekte olan bir bebek annesinin sigara içmesinden çok fazla etkilenir. Sigara içmek, plasentadaki kılcal damarlann tıkanmasına neden olur; kıl­cal damarlar bebeğe kan, oksijen ve di­ğer besin maddelerini taşır. Kılcal damarlardaki bu daralma, bebeğinizin sizden aldığı besinin azalmasına neden olabilir, bu da düşük kilolu ve boy açı­sından kısa bebeklerin doğmasına ne­den olur.

Hamileyken sigara içen annelerin ço­cuklarının, sigara içmeyen annelerin ço­cuklarına göre, daha düşük IQ seviyesi­ne sahip olduğu ve okuma zorluğu oranının daha yüksek olduğu gözlemlen­miştir. Minimal – beyin – disfonksiyon sendromu (hiperaktivite) oranı da hami­leyken sigara içen annelerin çocukları arasında daha yüksektir.

Hamileyken sigara içmek, düşük yap­ma ve fetal Ölümü veya bebeğin doğum­dan sonra kısa bir süre içinde ölme riski­ni artırır. Risk ayrıca, hamile kadının iç­tiği sigara sayısıyla da doğrudan ilişkili­dir. Risk, günde bir paketten fazla sigara içen kadınlarda % 35 oranında artar.

Sigara içmek ayrıca, bir anne adayındaki ciddi komplikasyonların oranını da artırır. Bunun bir örneği, 33. Hafta bölü­münde detaylı olarak ele alınan plasen­tanın erken ayrılması olayıdır. Plasenta­nın erken ayrılması riski, orta düzeyde sigara içenlerde hemen hemen % 25 ve çok sigara içenlerde % 65 ‘ten fazla oran­da artar.
Plasenta previa da (önde gelen plasen­ta) (35. Hafta bölümünde ele alınmıştır) sigara içenler arasında daha çok ortaya çıkar. Bu oran, orta düzeyde sigara içen­lerde % 25 ve çok sigara içenlerde % 90 artar.

Ne yapabilirsiniz? Yanıt kolay gibi görünür ama değildir -sigarayı bırakın. Daha gerçekçi ifadelerle, hamilelik dö­neminde sigara içen bir kadın, hamile­likten önce veya hamilelik döneminde sigarayı azaltmak veya bırakmak yo­luyla kendisine ve bebeğe birçok yarar sağlayacaktır- aynı şekilde gelişen be­beği de. Bazı çalışmalar, pasif içici (si­gara içilen ortamdaki sigara dumanına maruz kalan) olan ancak sigara içme­yen bir kadının ve karnındaki bebeğin nikotin ve diğer zararlı maddelere ma­ruz kaldığını göstermektedir. Belki de hamilelik ailedeki herkesin sigarayı bı­rakması için iyi bir motivasyon aracı olarak yarar sağlayabilir.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Hamileyken tüketilmemesi gereken gıdalar

Gebelik dönemi, kadınların beslenme düzenine en çok önem vermeleri gereken dönem. Zira artık iki canlı olan gebe kadınların, hamilelik döneminde tüketebileceği en ufak bir zararlı besin, hem kendi hayatını hem de bebeğinin hayatını riske atabilir. Hayati bir risk meydana gelmese bile, bebeğin gelişiminde ciddi tehlikeler oluşturabilir.

Hamilelik dönemin her anne adayının bildiği sigara, alkol gibi zararlı içeceklerden uzak durmak, sağlıklı bir bebek sahibi olmak için ve sağlıklı br gebelik dönemi geçirmek için yeterli değildir. Bunların yanında anne adayı yediği, içtiği her besine dikkat etmelidir.

Sağlıklı bir bebek ve sağlıklı bir gebelik dönemi için neler yenmeli

Kesinlikle hiçbir şekilde pastorize edilmemiş hiçbir besini tüketmeyin. Zira pastorize edilmemiş her besinde listeria isimli bakteriler bulunmaktadır. Bu da doğal olarak hem bebeğe hem anneye zarar verebilmektedir. Bu sebeple gerek süt, gerek sütten yapılmış peynir, yoğurt gibi bütün besinleri alırken ambalajlarında mutlaka pastorize sütten yapıldığını belirten bir uyarının olmasına dikkat edin. Bu uyarının olmadığı hiçbir besini tüketmeyin.

Gebelik dönemi, kadınların beslenme düzenine en çok önem vermeleri gereken dönem. Zira artık iki canlı olan gebe kadınların, hamilelik döneminde tüketebileceği en ufak bir zararlı besin, hem kendi hayatını hem de bebeğinin hayatını riske atabilir. Hayati bir risk meydana gelmese bile, bebeğin gelişiminde ciddi tehlikeler oluşturabilir.

Gebelik döneminizde asla çiğ veya az pişmiş olan etleri tüketmeyin. İster kırmızı et olsun ister beyaz et olsun, mutlaka iyi pişmiş olmasına özen gösterin. Kesinlikle sucuk, salam, sosis gibi ürünleri pişirmeden tüketmeyin. Çünkü pişmemiş ya da çiğ etlerde bulunan toksoplazma parazit düşük tehlikesine davetiye çıkarabilir.
Hamilelik döneminde uzak durmanız gereken bir diğer besin ise, çiğ deniz ürünleri. Zira çiğ deniz ürünleri anne adayını zehirleme tehlikesi çok yüksek olan besinlerdir. Örneğin midye, istiridye, karides gibi deniz ürünlerinden mümkünse hamilelik döneminde kesinlikle uzak durun
Hamile iken tüketeceğiniz yumurta miktarına ve iyi pişmiş olmasına çok dikkat edin. Zira az pişmiş veya çiğ yumurta anne adayında besin zehirlenmesine yol açabilmektedir.
Gebelik döneminizde siyah çaydan mümkünse uzak durun. Zira siyah çay gebelik dönemindeki bir kadında demir emilimini azaltarak, kansızlık ve demir eksikliğine sebep olabilmektedir.
Gebelik döneminiz boyunca hazır meyve suları yerine kendi sıktığınız taze meyve sularını tüketmeyi tercih edin. Zira hazır meyve sularının içinde aşırı miktarda şeker vardır.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İkili tarama testi nedir

İlk trimester tarama testi (11-14 hafta testi,İkili test) İlk trimester tarama testi (İkili test ,11-14hafta tarama testi) Down sendromu taramasında üçlü teste göre daha yeni bir testtir.Üçlü teste göre avantajı daha erken yapılması ve gereken ileri tetkiklerin d daha erken uygulanmasına ve Down sendromlu bebeğin daha erken gebelik haftalarında teşhis edilebilmesine olanak sağlamasıdır . Bunun dışında yapılan çalışmalar bu testi Down sendromu için üçlü teste göre biraz daha duyarlı olduğunu ortaya koymuştur ancak henüz kesin bir fikir birliği oluşmuş değildir.

İlk trimester tarama testi gebeliğin 11-14 haftalarında uygun bir ultrasonografi cihazıyla bebeğin ense pilisi kalınlığının (NT) ölçülmesi ve anne kanında PAPP-A (Pregnancy associated plasma protein) ve free B-HCG ölçülmesine dayanır.Özellikle Down sendromu Trizomi 18 taramasında değerli dir.PAPP-A gebeliğe özgü bir proteindir ve anomalili bebeklerde düzeyi daha düşüktür.B-HCG düzeyi ise normali üzerindedir.

ikili tarama testi

İkili testte bebeğin baş-popo mesafesi (CRL) ,ense pilisi kalınlığı (NT) ,anne kanında PAPP-A ve fB-HCG değerleri saptandıktan sonra özel bir programla risk analizi yapılır ve bebeğin Down Sendromu ve Trizomi 18 için bir risk oranı verilir.

İkili testte verilen sonuç sadece bir olasılıktır. Sonuçta riskin yüksek bulunması bebeğin Down sendromlu olduğunu göstermez. Sadece ileri tetkik gerekliliğini gösterir.Yine test sonucunda riskin düşük çıkması da bebeğin Down Sendromu ya da trizomi 18 olmadığını göstermez.Yalnızca riskin düşük olduğunu ileri tetkik yapmanın gereği olmadığını gösterir.Daha kesin rakamlar vermek gerekirse ilk trimester tarama testi Down sendromlarının %90-92 sini ,Trizomi 18 lerin ise %96 sını yakalayabilir.Yani Down sendromlu bebeklerin%8-9 unda test sonucu hatalı olarak düşük risk işaret eder (yalancı negatiflik).

Daha kesin rakamlar vermek gerekirse ilk trimester tarama testi Down sendromlarının %90-92 sini ,Trizomi 18 lerin ise %96 sını yakalayabilir.Yani Down sendromlu bebeklerin%8-9 unda test sonucu hatalı olarak düşük risk işaret eder (yalancı negatiflik).

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Mecidiyeköy Beko Servisi

Mecidiyeköy beko servisi, İstanbul Mecidiyeköy bölgesinde tüm beko marka beyaz eşyalarınızın (buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın) tamir, bakım ve onarımını deneyimli teknik personeli ile 1 yıl garantili olarak yapar. Sitemize ulaşmak için http://www.mecidiyekoybekoservisi.org/ adresini tıklayın.

Mecidiyeköy beko klima servisi, tüm beko marka klimalarınızın bakım, onarım ve montajını garantili olarak yapmaktadır.

Servisler kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kadınlarda kısırlık sebepleri

KADINDA KISIRLIK NEDENLERİ

Kuşkusuz her kadın doğası gereği çocuk sahibi olup annelik duygusunu tatmak ister. Ancak günümüzde her 100 çiftten 15’i bu isteğine kavuşabilmek için yardım almak zorunda. Kısırlığın çözümsüz olduğu vakalar enderdir. Ancak erken menopoz ya da erkekte hiç sperm hücresi bulunmaması durumunda yardımcı yöntemlere başvurmak anlamlı değil. Bunun dışında kalan kısırlık vakalarında ise sadece çocuk sahibi olma şansının azaldığı söylenebilir.
Tanının konabilmesi için tetkikler ve muayeneler adım adım uygulanır ve uzun zaman alabilir. Bu zaman doktorun problemi iyi anlamasına ve en etkili tedaviye karar vermesine yardım eder. Araştırmalar sonucu bir veya birden fazla kısırlık nedeni bulunabileceği gibi çiftlerin yaklaşık %15’inde kısırlığın nedeni saptanamaz.

Kadındaki en önemli kısırlık sebepleri yumurtlama bozuklukları, endometriozis ve tüplerin hasarlı veya tıkalı olmasıdır.

Kadınlarda kısırlık sebepleri

1. Yumurtlama bozuklukları:
Kadında en sık görülen kısırlık nedeni yumurtlama bozukluklarıdır. Yumurtlama (yumurtanın yumurtalıklar dışına atılması) olmaksızın döllenme ve gebelik oluşamaz. Yumurtlama bozukluğu dendiğinde yumurtlamanın hiç olmaması veya düzensiz ve seyrek olması anlamına gelir. Adetlerin seyrek veya hiç görülmemesi çoğu zaman bir yumurtlama bozukluğunu gösterir. Ancak adetlerin tamamen düzenli olduğu durumlarda da yumurtlama bozukluklarına rastlanabilir.

Yumurtlama bozuklukları başlıca üç grupta toplanabilir

Yumurtalıklardaki yumurta üretimini uyaran hormonların doğuştan eksikliğine bağlı olarak beyin sapından salgılanamaması: Bu durumda kadında ergenlikten itibaren hiç adet kanaması görülmez

Beyin sapından(hipofiz) süt hormonu prolaktinin normalden fazla salgılanması: Bu durum genellikle bu bölgedeki iyi huylu bir tümörün varlığına bağlı olmakla beraber bazen hiçbir neden bulunamaz. İyi huylu tümörlerin cerrahi yollarla çıkarılabilir. Neden bulunamadığı durumlarda çeşitli ilaç tedavileriyle prolaktin seviyeleri düşürülerek yumurtlama normal hale getirilebilir.

Polikistik over sendromu: Bu hastalığın tipik formunda genel olarak adetler düzensiz ve seyrektir (yılda 3 – 4 adet). Bazı hastalarda adetler hiç görülmezken diğerlerinde tamamen normal olabilir. Hastalar genellikle şişmanlamaya yatkındırlar. Ciltte ve saçlarda yağlanma, sivilce gibi problemler sıkça görülür. Yumurtalıklarda normalden fazla sayıda yumurta bulunmakta ve bunlar erkeklik hormonu salgılayarak normal yumurta gelişimini engellemektedir.

2. Tüplerin hasarlı ve tıkalı olması:
Tüplerin kısmen veya tamamen tıkalı olması sperm ile yumurtanın buluşmasını engelleyerek döllenme ve gebeliği olanaksız kılar. Tüplerdeki bu hasar geçirilmiş enfeksiyon, endometriozis veya geçirilmiş bir ameliyat sonrası kalan karın içi yapışıklıkları gibi birçok nedene bağlı olabilir. Tüpler bir dış gebelik sonucu da hasara uğrayabilir. Gelişmiş ülkelerde cinsel yollardan bulaşan enfeksiyonlar tüplerdeki hasarın en önemli nedenidir. Ülkemizde çocukluk çağında alınan verem mikrobu da tüplerde geri dönülemez hasar oluşturur.

3. Endometriozis
Endometriozis, rahim içini döşeyen dokunun (endometrium) rahim dışında gelişmesine denir. Endometriozis en sık olarak rahimi yerinde tutan bağlara yerleşir. Diğer sık görüldüğü bölgeler ise rahim yüzeyi, tüpler ve yumurtalıklardır. Endometriozis tıpkı rahim içini döşeyen doku gibi hormonlara duyarlı olup adet sırasında kanar. Karın içinde oluşan bu mikro kanamalar zamanla iltihap benzeri yangısal durum oluşturur ve yapışıklıklara sebep olur. Endometriozis yumurtalıklarda yerleştiği zaman kist oluşumuna neden olur. Bu kistlere endometrioma adı verilir.

Endometriozisin en önemli belirtileri adet öncesi ve adet sırasında ağrı, ilişki esnasında veya sonrasında ağrı, düzensiz şiddetli adetler ve kısırlıktır. Daha az görülen diğer belirtiler yorgunluk, adet esnasında bağırsak hareketlerinin şiddetlenmesi. İshal, kabızlık gibi diğer sindirim sistemine ait belirtilerdir. Bunların yanı sıra endometriozis bazı kadınlarda hiçbir belirti vermeyebilir.
Endometriozisi olan kadınların yaklaşık yüzde 50’sinin çocuk sahibi olabilmeleri için tedavi gerekir. Yine kısırlık nedeni ile başvuran kadınların yaklaşık yüzde 25’inde endometriozis saptanır.

4. Rahim ağzına ait problemler:
Rahim ağzındaki yapısal, enfeksiyona ait veya bu bölgedeki salgıya (mukus) ait bozukluklar kısırlık sebebi olabilir. Rahim ağzından salgılanan mukus spermlerin genital yoldan taşınmasını kolaylaştırır. Östrojen ve progesteron hormonları etkisi altında mukusun siklus sırasında miktarı ve niteliği değişir. Polip gibi iyi huylu tümörler veya bu bölgeye uygulanmış olan cerrahi girişimler kısırlığa neden olabilir.

5. Alerjik nedenler:
Alerjik nedenler kısırlık nedeni olabilmekle birlikte teşhisleri ve tedavileri zordur. Alerjik neden spermlerde veya mukusta bulunabilir. Antisperm antikorları adı verilen bu alerjik durumların tedavi etkinliği belli değil ve tedavi edilen veya edilmeyenlerdeki gebelik oranları çok farklı değildir. Bu nedenle rutin olarak gerekliliği tartışmalıdır..

ERKEKTE KISIRLIK NEDENLERİ

Erkekler kadınlarla kıyaslandığında çok duygusal değiller. Ancak söz konusu kısırlık olduğunda, erkekler de bir hayli hassaslaşabiliyor. Çocuğu olmayan çiftlerin %30 – 50’sinde problemin erkekten kaynaklandığı düşünüldüğünde haksız da sayılmazlar.

Her kültürün kendine özgü klasikleri vardır. Bizim kültürümüzün en önemli klasikleri arasında yeni evlenen çiftlere ‘Eee, çocuk ne zaman olacak?’ sorusunu sormak yer alıyor. Çocuksuz geçen bir kaç yılın ardından artık yakın çevrede ‘Galiba çocukları olmuyor’ sesleri yükselmeye başlar. Bundan en çok mağdur olansa yine kadınlar. Çünkü bir çifttin çocuğu olmuyorsa önce kadın şüpheli duruma düşer. Oysa çocuğu olmayan çiftlerde problem %30 – 50 erkekten kaynaklanır.

Erkekteki bu problemlerin nedeni %30 – 40 olguda açıklanamaz. Sperm kalite ve sayısındaki bozuklukların nedeni bulunamadığında bir takım deneysel ilaç tedavileri uygulanırdı. Ancak bu tedavilerin herhangi bir etkinliğinin olmadığı görüldü.

Mikroenjeksiyon tekniğinin 1992 yılından itibaren uygulanılmaya başlanmasıyla birlikte erkek kısırlığının tedavisinde bir dönüm noktası yaşandı. Bu teknikle şiddetli erkek kısırlığı durumlarında bile yüksek gebelik oranları elde etmek mümkün hale geldi.

Azımsanamayacak bir orana sahip olan erkekteki kısırlık nedenlerini 2 ana grupta toplamak mümkün.

Spermin sayı ve kalitesini etkileyen üretim bozuklukları.

Spermi dışarıya taşıyan kanallardaki tıkanıklıklar.

1. Sperm üretim bozuklukları:
Erkek kısırlığı vakalarında spermin üretim ve olgunlaşma bozuklukları en sık rastlanılan durumdur. Üretim bozukluğu sperm sayısından kaynaklanabilir. Kadın yumurtasının döllenmesini engelleyen sperm hareketlerinin zayıflığı veya sperm şekillerinin (morfoloji) anormalliği ile de ilgili olabilir. Erkeğin sperminin normal kabul edilebilmesi için sayısının en az 20 milyon/ml, hareketli sperm oranının %30 ve yapısal olarak normal sperm oranının %4’ün üzerinde olması gerekir. Sperm değerlerinin yukarıda belirtilenin altında olması halinde doğal yollardan gebelik elde edilmesinde belirgin zorluklar yaşanmaya başlanır. Birçok faktör spermiogenezi (sperm hücrelerinin üretimi ve olgunlaşması) olumsuz yönde etkileyebilir.

Bunlar aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir.

İltihabi hastalıklar: Bazı bakteri ve virüsler erkekte yumurtalık iltihabına sebep olur. Yumurtalıklarından iltihabi bir hastalık geçiren erkeklerin yaklaşık %25’inde kısırlık problemi oluşur.
Hormon bozuklukları: Sperm ve erkeklik hormonu olan testosteron hormonunun üretimi beyin sapından salgılanan iki hormon (folicle stimulating hormon ve luteinizing hormon) tarafından kontrol edilir. Bu hormonların salınımına ait bozukluklar erkek kısırlığının %2 – 5’inden sorumludur.
Çevresel problemler: Kanser tedavisi için kullanılan ışın ve ilaçlar sperm üretimini bozabilir.

2. Yapısal bozukluklar
Spermin üretim yeri olan yumurtalıklardan dışarı çıkmasını engelleyen tam veya kısmi tıkanıklıklar kısırlık nedeni olabilir. Bu tıkanıklıklar doğuştan olabileceği gibi sonradan bir enfeksiyona da bağlı olabilir. Yumurtalık bölgesinden geçirilmiş bir cerrahi müdahale de tıkanıklığa yol açabilir.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kısırlık tedavisi nasıl olur

İnfertilite Tedavisi

Tedavi araştırma safhasında bulunan nedene bağlı olarak yumurtlamayı sağlamak için hormon uygulanmasından cerrahi müdahaleye veya tüp bebek gibi yardımcı üreme tekniklerine kadar değişebilir.
1. Yumurtlama problemleri
Kısırlık nedeniyle doktora başvuran kadınların yaklaşık % 20’sinde yumurtlama problemi vardır. Kadın üreme fonksiyonları bazı hormon bezleri tarafından salgılanan hormonlarla kontrol edilir. Bu bezlerden beyin sapında bulunan iki tanesi FSH ve LH hormonları yumurtlamanın oluşmasında temel rol oynarlar. Bu bezlerdeki hormon salınımındaki bozukluklar yumurtlama problemlerine yol aça rlar. Bu durumda yumurtlama çeşitli ilaçlarla (Klomifen, Pergonal Humegon, Metrodin) uyarılmalıdır. Yumurta gelişimi kandaki hormon seviyeleri ve ultrasonla takip edilerek, yumurtlama için uygun zaman tayin edilebilir. Bazı durumlarda yumurtanın çatlaması çeşitli ilaçlarla (Profazi, Pregnyl) sağlanabilir. Döllenme için en uygun zaman böylece belirlendikten sonra çifte ilişki önerilebileceği gibi halk arasında aşılama diye anılan spermlerin yıkanması sonrası rahim içine yerleştirilmesinden ibaret olan inseminasyon da yapılabilir.

Kısırlık tedavisi nasıl olur?

2. İnseminasvon tedavisi
İnseminasyon daha çok rahim ağzına ait problemlerin bulunduğu, sperm sayısında ve hareketliliğinde hafif bozuklukların bulunduğu veya çifte ait hiçbir problemin bulunamadığı açıklanamayan kısırlık durumlarında uygulanmaktadır.

İnseminasyon için erkekten alınan sperm sıvısı laboratuvar koşullarında çeşitli yıkama işlemlerine tabi tutularak sperm hücreleri dışındaki tüm sıvılarından arındırılmakta, sperm hücreleri çok az bir sıvı içinde konsantre edilmekte böylece sayı hareketlilik oranı artırılmaktadır. Daha sonra bu sıvı ince bir kateter yardımı ile rahim ağzından geçirilerek doğrudan rahmin içine verilmektedir. Bu tedavi rahim ağzından salgılanan mukusun spermin rahim içine geçişini engellediği durumlarda en iyi sonucu vermektedir. İnseminasyon ayrıca nedeni açıklanamamış kısırlık olgularında ve hafif erkek kısırlığı olgularında da daha düşük başarı oranları ile kullanılmaktadır.

En yüksek gebelik oranlarının ilk üç uygulamada olduğu altı uygulamadan sonra gebelik şansının çok düşük olduğu gösterilmiştir. Uygun koşullarda yapılmış üç inseminasyon sonrası yardımcı üreme tekniklerine geçilmesi düşünülebilir. Özellikle nedeni açıklanamayan kısırlık olgularında çiftlerin yaklaşık yüzde 25′inde tüp bebek uygulanmasında spermden veya yumurtadan kaynaklanan bir döllenme bozukluğu görülmektedir.
İnseminasyon tedavisi ile gebelik şansı altı uygulama sonucu yaklaşık olarak yüzde 30 civarındadır Yumurtlama yokluğu ilaçlara yanıt vermediği bazı durumlarda yumurtalık yetmezliğine bağlı olabilir. Tedavisi olmayan
bu durumda tek çözüm ülkemizde uygulanmasına izin verilmeyen yumurta veya embryo bağışıdır.

3. Yardımcı üreme teknikleri

Erkek ve kadın üreme hücrelerinin doğal yollardan bir araya gelemediği durumlarda daha ileri tekniklere başvurmak gerekmektedir. Bu tekniklerin çoğunda kadının yumurtaları ultrason kontrolünde bir iğne ile emilerek vücut dışına alınmaktadır. Bu amaçla çeşitli ilaçlarla aynı anda birçok yumurtanın gelişmesi sağlanmakta ve uygun koşullarda 20′den fazla yumurta hücresi elde edilebilmektedir. Sperm elde edilmesi ise çoğu zaman çok daha kolaydır ancak menisinde sperm bulunmayan erkeklerde spermleri yumurtalık kanalından veya doğrudan yumurtalıklardan elde etmek için cerrahi işlemlere gerek duyulmaktadır.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kısırlık Teşhisi Nasıl Yapılı

Yapılması mutlaka gerekli olan tetkikler
Öngörüşme, Jinekolojik muayene ve ultrasonografi: Kısırlık nedeni olabilecek hormonal yapıya ait ipuçları araştırılır (kilo, kıllanma, memelerden süt gelmesi, büyümüş tiroid bezi vs.), üreme sistemi, yumurtalıklar ve rahim ultrasonafi yardımı ile değerlendirilir. Üreme organlarına ait enfeksiyonlar, bu sistemin yapısal bozukluklarının bir kısmı , rahime ait miyom polip gibi urlar ve rahim için tabakasının(endometrium) özellikleri, yumurtalıkların yapısı, kistleri teşhis edilebilir.

Kadında hormon tetkikleri: FSH, LH, PRL, TSH, E2HSG (Histero-salpingo-grafi, Rahim kanallarının filmi) : Rahim ağzından verilen ilaçlı maddenin rahim boşluğunu doldurup kanallardan geçerek karın boşluğuna dağılışı bir dizi röntgen filmi ile tespit edilir. HSG olarak adlandırılan bu tetkik rahim kanallarının geçirgenliği hakkında bilgi verir ve rahim boşluğunun şekil bozuklukları ve yer kaplayan oluşumlarının tanınmasını sağlar. Kanalların her ikisinin de tıkalı olması kesin kısırlık nedenidir ve tüp bebek yapılmasını gerektirir. kanallardan bir tanesi açık diğeri kapalı ise gebe kalma şansı azalmakta, kısırlık ihtimali daha da artmaktadır. Bu gibi durumda aşılama tedavisi kadının yaşına, evlilik yılına, sperm analizine göre değerlendirilip, gerekirse tüp bebek yapılabilir.

Kısırlık Teşhisi Nasıl Yapılır?

Gerektiğinde yapılabilecek tetkikler:

Rahim boşluğunun değerlendirilmesi (Hidro-sonografi): Rahim ağzından verilen sıvının ultrason kontrolu altında rahim boşluğunu

doldurması izlenerek, rahim içinde yer kaplayan oluşumlar tesbit edilebilir. Bu yöntem ile rahim içi dokunun gelişme durumu,

polip, miyom gibi oluşumlar tesbit edilmektedir.

Laparoskopi: genel anestezi altında göbek altından 1 cm’lik bir kesi ile karın boşluğuna girilip optik bir sistem aracılığı ile karın

içinin gözlenmesidir. Yumurtalık ve rahim kanallarının yapısal ilişkilerinin araştırılması, karın içindeki endometriozis odaklarının

tespiti, ve gerektiğinde bazı cerrahi müdahalelerin açık ameliyata geçmeden yapılabilmesi için önerilebilir. Ancak gerekirse

yapılmalıdır.

Histeroskopi: rahim içini ilgilendiren bir problemden şüphelenildiğinde uygulanır. Rahim kanalından rahim boşluğuna doğru

ilerletilen bir optik sistem ile görüntü alınıp, cerrahi olarak problemin giderilmesini sağlamak üzere önerilen bir yöntemdir. Ancak

gerekirse yapılmalıdır. Bu yöntemle, rahim içi direkt görülebilir, buradaki dokudan biyopsi, miyom veya polip gibi oluşumlar

alınabilir.

ERKEĞİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Sperm tetkiki: 3-4 günlük cinsel perhizden sonra mastürbasyon yoluyla verilen sperm, sayı, hareket özelliği ve yapısal durum bir

çok yönden değerlendirilir. Sperm yıkama işlemi ile dölleme yeteneğinin arttırılması açısından sağlanan fayda araştırılır.

Muayene: Sperm tetkikinde tespit edilen soruna göre testislerin durumu değerlendirilir, varikosel, enfeksiyon gibi problemler

araştırılır.

Erkekte hormon tetkikleri: FSH, LH, TESTOSTERON, FREE TESTOSTERON, PRL, TSH .

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Miyom ve Gebelik

Miyomların gebelik oluşumuna engel olmaları nadir bir durumdur. Özellikle rahmin dış duvarında ve kas duvarından gelişenlerde bu olasılık yoktur. Yalnız, rahim iç zarı (endometriyum) altında yerleşmiş (submüköz) myomlar bazen gebeliğin endometriyuma yerleşmesine ve gelişmesine engel olabilir. Myomunu kısırlık sebebi olarak kabul edilebilmesi veya şüphelenilmesi için başka bir sebep olmaması gerekir. Eğer, başka bir sebep yok ve submüköz yerleşimli bir myom varsa bunun kısırlık sebebi olabileceği düşünülerek ameliyat yapılabilir. Aksi taktirde ameliyatı gerektirecek başka bir sebep yoksa gebelik öncesi myomu almak için ameliyat gereksizdir. Üstelik, ne kadar iyi teknikle yapılırsa yapılsın myom operasyonları karın içi yapışıklıklara yol açma riski taşır. Bu da gebeliğin oluşumuna engel olabilir. Yanlış anlaşılmaması için bir konuyu vurgulamakta fayda vardır.

Gebelikte Miyomların klasik olarak büyüdüğü bilinir. Ancak, bazı geniş çalışmalarda bazı Miyomların büyüdüğü, buna karşın bir kısmının ise değişmeden kaldığı ve hatta küçüldüğü gözlenmiştir.

Gebelikte büyük olmayan miyomların belirgin zararı yoktur. Ancak, büyük Miyomlar çocuğun başının doğu kanalına girmesine engel olabilecek bir lokalizasyonda olabilir. Bazı lokalizasyonlardaki miyomlar düşük ve erken doğum riskini artırabilir. Bunun dışında doğum sonrası kanama riskini artırabilir.

Miyom çıkarma operasyonu (myomektomi) geçirmiş kadınlarda sonraki gebelik açısından 2 risk vardır. Eğer, mikrocerrahi kurallarına uygun olmayan dikkatsiz tekniklerle yapılmışsa veya operasyonu zor olan komplike bir miyom ise karın için yapışıklıkların olması ve bunun gebelik oluşumuna engel olması bir risktir. İkinci risk ise doğum eylemi sırasında rahmin dikiş yerlerinden yırtılma riskidir. Genellikle bu risk operasyon sırasında uterusun tüm katlarını içeren bir kesi gerektirmişse ortaya çıkar. Bu nedenle, myomektomi öyküsü olanlarda eğer yapılan operasyonun detayları bilinmiyorsa o zaman sezaryen yapmak gerekir. Ama, rahmin dış tabakasından küçük bir kesi ile yapıldığı bilinen bir myomektomi operasyonundan sonra sezaryen şart değildir.

Çoğu hekim sezaryen sırasında miyom çıkarılmasını tercih etmez. Bunun sebebi gebe rahmin aşırı derecede kanlanması ve bunun sonucunda çıkarılan Miyom yerinden kanamanın durdurulamaması riskidir. Kanamanın durdurulamaması rahim alınma riski ile doktor ve hastayı karşı karşıya getirebilir. Eğer, miyom rahmin dış duvarında ve özellikle saplı ise sezaryen sırasında alınabilir, ancak rahim duvarı içindeki miyomlara dokunmamakta genellikle fayda vardır.

Miyomlar (fibroid)

Miyomlar rahim kası duvarında bulu­nan iyi huylu küdelerdir ve büyüklükleri küçük bir bezelye ile büyük bir kavun arasında değişiklik gösterebilir. Bunlara neyin neden olduğu tam olarak bilin­memektedir ama ailesel olmaya meyilli­dir ve daha çok Afro-Karayip kökenli kadınlarda görülür. Çoğu hamile kadın miyomlardan şikâyetçi değildir ama eğer embriyo, rahim boşluğunda çıkıntı ya­pan bir miyom üzerinde gelişirse erken düşük riski artar.

Yükselen östrojen seviyesi ve rahme giden kanın artması nedeniyle miyom-ların büyüklüğü hamilelik süresince ar­tar. Eğer miyomlarda kırmızı dejeneras­yon olursa (Miyoma giden kan kesilir, miyom kırmızılaşır ve ölür) geç düşük veya prematüre doğuma neden olabilir. Rahim boşluğuna zarar veren büyük mi­yomlar, prezantasyon ve duruş bozuk­luklarına neden olabilir. Miyomlar za­man zaman doğum kanalını tıkayarak vajinal doğumu engeller ama doğum sonrasında boyudan küçülür.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın