Etiler Beko Servisi

Etiler beko servisi, etiler bölgesinde tüm beko marka beyaz eşyalarınızın (buzdolabı, bulaşık makinesi, çamaşır makinesi, fırın, çamaşır kurutma makinesi..) tamir, bakım ve onarım işlerini deneyimli teknik servis personelleriyle 1 yıl garantili olarak yapmaktadır. Sitemize http://www.etilerbekoservisi.net/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Etiler beko klima servisi, tüm beko marka klima modellerinizin tamir, bakım ve montajını yerinde ve en hızlı şekilde garantili olarak yapmaktadır.

Servisler kategorisine gönderildi | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Mol Gebelik Nedir

Mol gebeliği, halk arasında bilinen adıyla “Üzüm Gebeliği”, erken gebelik döneminde rastlanan, gebelik ürününün sağlıklı gelişiminin aksadığı bir hastalıktır. Aslında plasentanın anormal gelişimidir ve rahim içinde üzüm tanesi şeklinde bol miktarda oluşumlar içermesiyle karakterizedir.

Mol gebeliğin iki türü vardır: Komplet ve parsiyel (inkomplet):

A)Komplet (tam) Mol: Gebelik sadece plasental dokulardan oluşmuştur. Bebeğe ait hiçbir doku yoktur. Bu durum, çekirdeksiz bir yumurtanın spermle döllenmesi sonucu oluşur. Yumurtanın çekirdeksiz olması nedeniyle bebek gelişimi olmaz ancak bebeğe ait eklerden plasenta gelişmeye devam eder. Plasental yapılardan salgılanan bhCG hormonu nedeniyle hastada gebelik belirtileri bulunur. Bu form, mol gebeliğin daha sık gözlenen şeklidir. Belirtileri gebeliğin erken döneminde ortaya çıkar.

B)Parsiyel (kısmi) Mol: Anormal plasental gelişimin yanı sıra bebeğe ait yapılar da mevcuttur. Normal bir yumurta hücresinin iki spermle döllenmesi söz konusudur. Her ne kadar bebek oluşmuş ise de genetik olarak fazla kromozomu olan bebeğin yaşama şansı yoktur. İçeri giren iki sperm (23+23= 46) ve yumurta hücresi (23) kromozomları birleşince ortaya genetik şifre bozukluğu olan 69 kromozomlu bir gebelik materyali çıkmıştır (Normal insanda 46 kromozom bulunur).

Risk Faktörleri:

Anne yaşının artması ile görülme sıklığı artar. Sosyoekonomik seviyesi düşük ve kötü beslenen kadınlarda daha sık olmaktadır. Görülme oranı 1000 gebelikte 1 olarak bildirilmektedir. Daha önceden mol gebelik geçirmiş olanlarda tekrar mol gebelik geçirme riski 10 kat kadar artar ve %1′ e yükselir. İki kez mol gebelik geçirmiş olanlarda risk %10′ a yükselir.

MOL GEBELİK NEDİR ?

Yakınmalar:

Hastada gebeliğin tüm belirtileri bulunabilir.

Adet gecikmesi ilk bulgudur. Yapılan gebelik testleri pozitif çıkacaktır. Mol gebelik genellikle erken gebelik döneminde kanamaya neden olur.

Gebelik bulantı ve kusmaları daha şiddetlidir. Çünkü bu hastalıkta salgılanan bhCG miktarı, normalin çok üstündedir. Nadiren erken dönemde preeklampsi, hipertiroidi, aşırı tüylenme gibi, diğer hormonların salgılanmasının yol açtığı durumlar ortaya çıkar.

Gebelerin bir kısmı ‘üzüm tanesine benzer parça düşürme’ yakınması ile başvurur.

BhCG(plasentadan salınan bir hormon) yüksekliği nedeniyle bazı hastalarda her iki yumurtalıkta kist oluşumu saptanabilir. Bu kistlerin büyümesi ve hormon salgılaması durumunda ağrı, vücutta tüylenme gibi belirtiler eklenebilir.

Tüm belirtiler, genellikle, parsiyel molde daha hafiftir ve daha geç dönemde bulgu verir.

Tedavi :

Tedavi öncesi, kan testleri yapılır, kan grubu belirlenir, diğer organlara yayılım araştırması yapılır. Akciğer filmi çekilir.

Hastane şartlarında genel anestezi altında rahim ağzının genişletilmesini takiben rahim içerisinin boşaltılması temel tedavi yöntemidir.

Takip:

Mol gebeliği, Gestasyonel Trofoblastik Neoplazi (GTN) olarak adlandırılan bir hastalığa dönüşebilir. GTN, vücudun başka yerlerine de atlayabilen (metastaz) veya rahim içerisinde tekrarlayabilen habis bir hastalıktır

Hastalar, mol gebeliğin nüks riski nedeniyle sıkı takibe alınırlar. Takip programında 1 yıl süreyle hasta gebe kalmamalıdır. Bu amaçla doğum kontrol hapları idealdir. Başlangıçta kan bhCG seviyeleri normale dönünceye kadar haftalık ölçümler yapılır. (Üç ardışık haftalık takipte bhCG sıfır oluncaya dek haftalık takiplere devam edilmelidir). Akciğer röntgeni çekilir. Haftalık takiplerden sonra 6 ay süreyle aylık, daha sonrada 2 aylık bhCG takibi yapılır.

1 yıl süreyle 3 ayda bir jinekolojik muayene, ultrason ve kan testleri ile hastalık nüks açısından değerlendirilir. 1 yıl sonunda her şey normalse hastanın gebe kalmasına izin verilir.

Tüm vücut, çeşitli görüntüleme yöntemleri ile metastaz (yayılım) açısından araştırılır. Hastalığın yaygınlığına, şiddetine göre farklı kemoterapi yöntemleri ile tedaviye başlanır. Kemoterapiye iyi yanıt vermesi ile yüz güldürücü sonuçlar alınabilmektedir.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Normal doğum mu yoksa sezeryan doğum mu

Çoğu anne adayının kafasını karıştıran en çok karaszılık yaşadıkları konulardan biri olan normal doğum ve sezeryan doğum şekilleri, kendi alanlarına göre çeşitli avantajlar ve dezavantajlara sahip

Uzmanlar ‘Sezaryen mi, normal doğum mu?’ sorusunu “Eğer tıbbi bir sorun yoksa normal doğum tercih edilmeli” diye yanıtlıyor. Bebeğin fazla iri olması, rahimde yan pozisyonda durması ve kordon sarkması sezaryeni zorunlu kılıyor.

Dr. Alper Mumcu: Oksijen ve besin maddelerini bebeğe taşıyan göbek kordonunun uzunluğu yaklaşık 50, kalınlığı ise. 1.3 santimetre civarındadır. Bebeğin ağırlığı 3 kilonun üzerindedir ve rahimin büyük bir kısmını doldurur. Anne adayından geçen antikorlar bebeğin doğum sonrası en az 6 ay süreyle enfeksiyonlara karşı mücadelesinde yardımcı olacaktır. Son haftada amniyon zarı her an açılabilir ve anne adayının suları gelebilir.

Dr. Alper Muıncu: Anne adayı herhangi bir ağrı hissetmese de rahim ağzı yavaş yavaş açılmaya başlamış olabilir. Normal sancıların başlamasıyla rahim ağzındaki açıklık ve incelme de artmaya başlar. Açıklık 10 santimetre olduğunda doğumun ilk evresi tamamlanmıştır. Daha sonra ikinci evre yaşanır ve bebek dünyaya ‘Merhaba’ der.

normal dogum mu sezeryan dogum mu

Dr. Alper Mumcu: Evet. Bunda beklenen doğum tarihinin hatalı hesaplanması rol oynayabilir. Son adet
kanamasının başladığı günden eminseniz ve bebeğinizin ölçümleri de tüm gebeliğiniz boyunca uyumlu olarak saptandıysa gerçekten bebeğiniz geç kalmış demektir. Özellikle ilk bebeğini bekleyenlerde doğum gecikebilir. Bu haftadan sonra doktor anne adayını daha sık, hatta 3 günde bir görmek isteyebilir. Her kontrolde ultrason ile bebeğin hareketlerini takip edip, amniyon sıvısının miktarını kontrol edilir ve daha sonra non stress test uygulanır. Genelde bebeklerde sorun yaşanmazken anne adaylarında yorgunluk ve bıkkınlık gözlenir. Miat dolduktan sonra bebeğin amniyon sıvısı giderek azalabilir. Bu durum göbek kordonunun sıkışmasına ve bebeğe giden kan ve oksijen miktarında azalmaya neden olabileceğinden önemlidir. Doktor doppler ultrasonografı ile bebeğe giden kan akımlarında bir düşüş olup olmadığını kontrol eder. Aynı şekilde plasentada da yaşlanma belirtileri ve fonksiyon kaybı ortaya çıkabilir. Bebek artık daha fazla yağ biriktirmediğinden Eİkilosu azalabilir. Anne adayları bebek hareketlerini mutlaka saymalı.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Otuz yaşından sonra anne olmak

0′lu 40′lı yaşlarda bebek sahibi olmanın ne gibi sıkıntıları olabilir?

Tabii ki 30′lu 40′lı yaşlarda bir kadın için bebek sahibi olmanın duygusal, toplumsal ve tıbbı açılardan birtakım avantajları kadar dezavantajları da var, yanı olabilir. Her hamilede görülebilen tıbbı sorunların bazıları “ileri yaşlarda” kabul ettiğimiz gebelerde daha fazla nsk oluşturabilir. Bu durum aynı zamanda bebeğinizin gelişimi ve doğumu açısından da büyük riskler anlamına gelir. Hepimiz doğal olarak, yaşımız ilerledikçe fiziki ve tıbbı açılardan hayatın çeşitli zorluklarına uyum sağlamada daha fazla güçlük çekeriz, öyle değil mı?

geç yaşda anne olmak

Bunca zorlukla mücadele etmekteyken, bir de yaşamımıza yeni bir misafir girmek üzeredir. “Ben bu kadar zorlukla nasıl baş edeceğim” diye hayıflanabilirsiniz, doğal olarak. Evet, bunları da açıkça konuşmamızda yarar var; ama öyle hemen moralinizi de bozmayın. Çünkü tüm bu dezavantaj gibi görünen tatsız noktaların yanı sıra, 30′lu 40′lı yaşlarda bir anne adayı hiçbir zorlukla karşılaşmayabilir de. Diğer deyişle, yaşınıza ve içinde bulunduğunuz fiziksel koşullara karşın, normal bir vajinal doğum yapmanız da mümkün elbette. Ama şu tıbbi ve biyolojik gerçeği de açıkça belirtelim ve siz de lütfen kabul edin ki, “ileri yaş” gebeleri, hamilelikleri boyunca diğer yaş gruplanna göre daha fazla sorun yaşar, daha fazla riskle karşı karşıyadır “ileri yaş” anne adaylarının bu yüzden bebeklerini sezaryenle dünyaya getirmeye daha eğilimli oldukları bir gerçek. Siz de böyle bir yolu seçme olasılığıyla karşı karşıya kalabilirsiniz. Yanlış anlaşılma olmaması için hemen belirtelim, bizler şayet tıbbi bir sakınca teşkil etmiyorsa gebelerin mümkün olduğunca doğal yöntemlerle, yani vajnal yolla doğurmaları gerektiğine inanıyoruz.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

PLASENTANIN RAHİM AĞZINI KAPATMASI

PLASENTA PREVİA
Plasenta bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen transferini sağlayan gebeliğin devamı açısından hayati bir organdır. Plasentanın bebeğin doğum yolu üzerine yerleşmesine plasenta previa denir.
Gebeliğin henüz başında gebelik ürününü oluşturan hücre topluluğundan plasentayı oluşturmak üzere bir yapı ayrışır ve bu yapı anne rahminin iç yüzeyine yerleşir. Bu yerleşim rast geledir. Gebeliğin ilk 3 ayında plasenta rahim çıkışına (serviks uteri) doğru yerleşmiş olsa da gebelik ve dolayısı ile rahim büyüdükçe plasenta serviksi kapatmayacak şekilde yukarı çekilir. Ancak bazı gebeliklerde plasenta serviksi kapatmaya devam eder ve bu durumda plasenta previa tanısı konur. Meydana geldiğinde özellikle ciddi kanamalarla gebeliği komplike hale getirir ve çoğunlukla gebelik erken sonlandırılmak zorunda kalınır.

PLASENTANIN RAHİM AĞZINI KAPATMASI

Risk faktörleri nelerdir?
1. Annenin 35 yaş üzerinde olması
2. Daha önce çok sayıda düşük veya küretaj geçirmiş olmak
3. Çoğul gebelik olması
4. Daha önce rahim ameliyatı geçirmiş olmak
5. Daha önceden plasenta previalı gebelik geçirmek

Plasenta previa da yakınmalar nelerdir?
İlk bulgusu lekelenme tarzında açık kırmızı vaginal kanamadır. Bu kanama şiddetli de olabilir. Kanama sırasında rahimde kasılma olmaması ve hastanın ağrı hissetmemesi plasenta previa için karakteristik bulgulardır. Ancak bazen beraberinde doğum sancısı şeklinde ağrılar görülür.

Tanı nasıl konur?
Ultrason, plasenta da dahil olmak üzere rahim içi yapıların incelenmesinde önemlidir. Ultrason ile bebeğin plasentasının yerleşim yeri saptanır. Plasenta rahim ağzına yerleşmişse tanı plasenta previadır. Plasenta rahim ağzını (serviks) tamamiyle kapatmışsa Total, kısmi olarak kapatmışsa Parsiyel Plasenta previa olarak adlandırılır. Ultrason ile previa tanısı konan gebeye vaginal yolla steril spekulum muayenesi yapılarak vaginal kanamanın başka bir patolojiden olup olmadığı kontrol edilir.

Tedavi
Tedavi tamamı ile gebenin vaginal kanama epizodlarının sıklığına ve kanama miktarına bağlıdır. Burada bebeğin doğumuna ne kadar süre kaldığı da önemlidir. Mümkün olduğunca doğum geciktirilerek bebeğin olgunlaşmasına fırsat tanınmaya çalışılsa da çok şiddetli bir vaginal kanama da gebenin hayatı tehlikeye gireceği için gebelik sonlandırılır.
Plasenta previa kanaması bebek olgunlaşmadan önce meydana gelmişse ve kanama miktarı azsa bebeğin olgunlaşmasına izin verilir.

Vaginal kanaması olan hasta hastaneye yatırılarak izleme alınır. Plasenta previadaki kanama annenin hayatını tehlikeye sokabildiği gibi daha az miktardaki kanamalar annede kansızlığa neden olacaktır. Bu nedenle tanı konar konmaz tam kan sayımı yapılır. Varsa annedeki aneminin düzeyi saptanır. Anemiyi tedavi etmek için kan yapıcı demir ilaçlarına başlanır. Eğer kansızlık ilaç tedavisi ile düzeltilemeyecek boyutta ise kan transfüzyonu zorunludur. Kan transfüzyonu ile annenin hemoglobini en az 10 gr/dl seviyesine yükseltilir.

Annenin fiziksel aktivitesi de plasentadan kanamayı başlatabilmektedir. Bu nedenle hastanın fiziksel aktivitesi kısıtlanarak yatak istirahatine alınır.

Rahim kasılmaları erken doğum eylemini ve dolayısı ile kanamayı başlatacağından önlem olarak doğum eylemini baskılayıcı (tokolitik) tedaviye başlanır.

Bu şekilde hastanede durumu stabil hale gelinceye kadar izlenen hasta bebek olgunlaşması henüz tamamlanmamışsa evinde yatak istirahatine devam etmek şartıyla taburcu edilebilir. Bu arada doktorun uygun göreceği sıklıkta takiplere devam edilir.

Cinsel ilişki de kanamayı başlatabileceğinden plasenta previalı hastalarda yasaklanır.

Takipler sırasında bebek olgunlaşması tamamlandığında veya vaginal kanama ciddi boyutlara ulaştığında doğuma karar verilir

Plasenta previa da doğum genellikle sezaryen ile olur. Ancak plasenta tam değil de kısmi olarak rahim ağzına yerleşmişse vaginal doğumda denenebilir.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Polistik over ve gebelik

Polikistik over hastalığı adet düzensizliği, kıllanma, istendiği halde gebe kalamama şeklinde belirtileri olan bir hastalıktır. Bu belirtilerin birkaçı veya tamamı birarada bulunabilmektedir. Hastalığa yumurtalıklarda yer alan çok sayıda kist sebep olmaktadır.Bu durumda da yumurtalıkla normalin 2-5 katı büyür.
Hastalığın ortaya çıkış nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Beyinde yumurtalıkları uyarıcı hormon salgılayan hipotalamus, hipofiz gibi üst merkezlerle yumurtalıkların ilişkisi bozulmuştur. Hipotalamusun salgıladığı hormona hipofiz bezi aşırı yanıt vermekte ve luteinizan hormon salgısı artmaktadır. Bu hormon yumurtalıkları uyararak aşırı erkeklik hormonu salgılamakta ve yumurtalıklarda normal yumurta gelişimi gerçekleşememektedir. Bunun sonucunda bu kadınlarda luteinizan hormon ve erkeklik hormonları testosteron yükselmektedir. Yumurtlamadan sonra salgılanan progesteron hormonu ise yumurtlama gerçekleşmediği için, normal olarak salgılanamamakta ve kanda düşük düzeyde bulunmaktadır. Estrogen hormonu ise normal düzeyde salgılanmaktadır. Ayrıca süt salgılatan hormon prolaktin de polikistik overli hastaların 1/3’ünde yüksek bulunmaktadır.
Polikistik over hastalığı hormonlar arasındaki dengenin bozulduğu ve bunun bir kısırdöngüye dönüştüğü bir hastalıktır. Hastalığın ortaya çıkışını kolaylaştıran bazı etkenler söz konusudur, bunlar genetik eğilim ve şişmanlıktır. Aslında şişmanlığın hastalığın ortaya çıkış nedeni mi, yoksa hastalık sonucunda mı oluştuğu kesin değildir. Ancak polikistik over hastalığı bulunan kadınların yaklaşık yarısının şişman olduğu bir gerçektir. Şişmanlarda yağ dokusunda erkeklik hormonu üretimi daha fazladır ve bu durum hastalığın ilerlemesine katkıda bulunur.
Polikistik overli hastaların büyük çoğunluğunda seyrek adet görme veya hiç adet görememe gibi şikayetler vardır. Hastaların %90’ında erkeklik hormonu artışına bağlı kıllanma ve ciltte yağlanma vardır. Polikistik overli hanımların yaklaşık yarısında kilo fazlalığı söz konusudur.

Polistik over ve gebelik
Polikistik overli bir kadında tedavinin ilk basamağını kilo verme oluşturmalıdır. Gerek diyet gerekse egzersiz yardımı ile kilo verme ile adetler düzene girip, yumurtlama sağlanabilir. Daha önce ilaçlara yanıt vermeyen bir hasta kilo verme sonrası ilaçlara yanıt verir duruma gelebilir.
Çocuk isteği olmayan, adet düzensizliği ve kıllanma yakınması olan bir kişide hem adetleri düzene sokmak, hem de kıllanmaya karşı genellikle doğum kontrol hapları kullanılır. Bu amaçla kullanılacak doğum kontrol haplarının progesteronlarının, erkeklik hormonuna karşı etkilerinin olması tercih edilir. Yine kanama bozukluklarına karşı sadece progesteron içeren ilaçlar da kullanılabilir.
Kıllanmaya karşı ise sıklıkla kullanılan ilaçlar siproteron asetat ve spironolaktondur. Bazen bu iki ilacın birlikte kullanılmasından da iyi sonuçlar alınabilmektedir. Tedaviye en az 6 ay devam edilmesi gereklidir. Tedavi ancak yeni kıl oluşumunu engeller, eski kılların ortadan kalkmasını sağlamaz.Mevcut kılların yok edilmesi için elektroliz, lazer veya epilasyondan yararlanılabilir.
Çocuk isteği olan kadınlarda ise kullanılacak ilaçlar hem düzenli adet görmeyi sağlar, hem de yumurtlama ve gebe kalmayı kolaylaştırır. Bu amaçla tercih edilen ilk grup ilaç klomifen sitrat olup, adetin 3-5. günlerinden itibaren kullanılır. Klomifen ile hastaların %75’inde yumurtlama, %50’sinde ise gebelik elde edilebilmektedir.
Polikistik over hastalığı için kullanılan cerrahi tedavi yöntemi laparoskopidir. Laparoskopi ile her yumurtalığa 10 civarında delik açılarak minik kistler patlatılmaktadır. Bu tedavi ile hormonal kısırdöngünün kırılması ve yumurtlama sağlanabilmektedir. Ancak laparoskopi, ilaçla tedaviye yanıt vermeyen veya aşırı yanıt veren hastalarda kullanılması gereken, son tedavi seçeneği olmalıdır.
Polkistik over hastalığı olanlarda tüp bebek yöntemi ile gebelik elde etme şansı yüksektir.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sara hastası kadınlar ve doğum

Epilepsisi olan gebe, birçok kadın gibi, bebeğini normal vajinal doğumla dünya­ya getirebilir. Sizin durumunuzu da en iyi doktorunuz belirleyecektir. Gerekli görürse size sezaryen önerecektir.

Eğer doğum anında nöbet geçirirseniz, damardan verilecek ilaçla bu önlenebilir ve doğumunuzu gerçekleştirebilirsiniz. Yani, en olumsuz durumlara karşı bile alınacak önlemler ve çözümler var, gördüğünüz gibi. Önemli olan, en olumsuz durumları bile soğukkanlılıkla karşılamanız.

Doğum Sonrası Bakım
Doğum sonrasında ilaçlarınız tekrar gözden geçirilmeli ve gerekirse yeni bir doz ayarlamasına gidilmeli. Bazı antiepileptikler doğum kontrol ilaçlarının etkisini azaltabilir. Bu durumda, doğum kontrol yönteminizi değiştirmeniz gerekebilir. Hormonal yöntemlerin yerine bazı kadınlar diyafram, sperm öldürücü veya pre­zervatif kullanmayı tercih eder, siz de bu yöntemlerden birini düşünebilirsiniz.

Doğumdan hemen sonra, potansiyel sorunlarla karşılaşmaması için bebeğe K vi­tamini enjeksiyonla verilecektir. Bunun nedeni, antiepileptik ilaçların, vücutta­ki doğal K vitamini seviyesini düşürüyor olmasıdır. K vitamini, kanın pıhtılaş­masına katkıda bulunan bir vitamindir.

“Ben epilepsi hastası bir kadın olarak bebeğimi nasıl emzireceğim” diye kaygıla­nabilirsiniz. Hiç kaygılanmayın! Çünkü epilepsisi olan birçok kadın, bebekleri­ni gönül rahatlığıyla emzirebilmektedir. Antiepileptik ilaçlar anne sütüne az bir oranda geçer, ama genelde bu miktar, bebeği olumsuz etkileyecek kadar değil­dir. İçiniz rahat olsun…

Sara hastası kadınlar ve doğum

Sonuç olarak epilepsisi olan kadınların, hamilelik ve bebeklerini dünyaya getir­me süreçleri sorunsuz bir şekilde yaşanabilir. Burada dikkat etmeniz gereken te­mel şey, hamilelikten önce başlayan bir özenle, hamilelik süresince de kendini­ze dikkat etmeniz. Pozitif bir bakış açısıyla sizin de bebeğinizi sağlıklı bir şekil­de dünyaya getireceğinizden emin olabilirsiniz. Yeter ki inanın ve moralinizi yüksek tutun.

Ciddi de olsa hafif de olsa, eğer herhangi bir kalp sorununuz varsa ve hamilelik süreci içerisinde iseniz, özen ve özel tedavi gerektiren bir durumunuz var de­mektir. Kalp hastalığı, başlı başına, normal bir hamilelik sürecinde anneye, be­beğe veya her ikisine birden ekstra risk getiren bir durumdur. Hele 30′lu 40′lı yaşlardaki bir anne adayı iseniz, yaşınızın da etkisi ile, var olan kalp hastalığını­zın seyrinde birtakım güçlüklerle karşılaşabilirsiniz.

Tahmin edersiniz ki, hamile olmak, kalbinizi ve dolaşım sisteminizi doğrudan etkileyen ve stres altına sokan bir durumdur. Hamilelik süresince, kan miktarı­nız bebeğinizin büyümesini desteklemek için yüzde 40 ila 50 oranında artış gös­terir. Kalbinizin dakika başına pompaladığı kan miktarı ise yüzde 30 ila 50 ora­nında artmıştır. Kalp hızınız da aynı şekilde artış gösterir. İşte bu değişikliklerin tümü, kalbinizin çok daha fazla çalışmasına neden olur.

Doğal olarak doğumun kendisi de kalbin aşırı yüklenmesine neden olur. Doğum sırasında ıkındığınızda ve bebeğinizi tüm gücünüzle dışarı itmeye çalıştığınızda da kan basıncınızda önemli ölçüde değişiklikler olur. Bebeğiniz dünyaya geldi­ği zaman, rahminizdeki kan akımının azalmasıyla birlikte kalbinizin üzerine bi­nen yük ve stres azalır.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Tüp bebek hakkında genel bilgiler

Hayatımıza son 20 yılda giren ve bizim için hızla sıradan bir yöntem haline gelen tüp bebek uygulaması nedir ve nasıl yapılır? Sorularınızın cevabını burada bulabilirsiniz.

Tüp bebek uygulamasını kısaca özetlemek gerekirse, kadın ve erkeğe ait üreme hücrelerinin vücut dışı koşullarda döllenme işlemi diyebiliriz.

Bu yöntemde erkek ve kadın üreme hücreleri vücut sıcaklığındaki, uygun bir ortamda 48 saat bekletilir. Bu sürede elde edilen yumurtaların yaklaşık yarısında döllenme oluşur. Bu döllenmiş yumurtalar embriyo (cenin) olarak adlandırılır ve son hedef olan kadın rahmine yerleştirilir.

Embriyolar rahim içerisine rahim ağzından ince bir katater ile yerleştirilir. Bu işlemler sonucu kadınların yaklaşık %50’sinde gebelik oluşur. Ancak bu gebeliklerin bir kısmı düşük ile sonlanır. Tedaviye giren çiftlerin uygulama başına yaklaşık % 40’ında çocukları olur. Bu oran birçok uygulama sonucu % 70 – 80’lere çıkabilir. Geri kalan % 20 – 30’luk grup modern tıbbın bütün olanaklarına rağmen günümüzde çocuk sahibi olamaz.

Tüp bebek hakkında genel bilgiler

Tüp bebek yöntemlerinde çeşitli ilaçlarla (Gonal-F, Puregon, Menogon) kadının yumurtalıklarının uyarılması sağlanır. Yumurtalıkların uyarılmasının amacı, embriyo oluşturmaya aday çok sayıda yumurta elde etmek. Çok sayıda embriyonun rahim içine yerleştirilmesinin (embriyo transferi) gebelik şansını artırdığı görüldü (gebelik oranları, bir embriyo yerleştirildiğinde yaklaşık %10, üç embriyo yerleştirildiğinde ise %40 -50 civarında).

Tüp bebek hakkında genel bilgiler
Tüp bebek, klasik yöntemler ile gebe kalamayan kadınlarda uygulanan bir tedavi şekli. Erkek (sperm) ve dişi (yumurta) döl hücrelerinin laboratuar koşullarında birleştirilmesi sonucunda oluşan embriyoların, rahime transferi ilkesine dayanır. Laboratuar koşullarında gerçekleştirilen döllenme, kendiliğinden (in vitro fertilizasyon) ya da insan eliyle, tek yumurta içine tek sperm verilmesi ile (mikroenjeksiyon) sağlanır.

Tüp bebek, önceleri enfeksiyon veya cerrahi işlem sonucunda tüplerinde kalıcı hasar oluşan kadınlarda uygulanmaya başlanmış, kısa bir süre sonra ise, kısırlığa yol açan diğer nedenlerin tedavisinde de kullanılır hale gelmiş. Bugün, endometriozis, nedeni açıklanamayan kısırlık olguları ve erkeğe bağlı kısırlıkta, tüp bebek yöntemleri ile başarılı sonuçlar alınır.

Özellikle son yıllarda uygulanmaya başlanan mikroenjeksiyon, sperm sayısının çok düşük olması ve hatta menisinde hiç sperm olmamasına karşın, testisinde sperm bulunan erkeklerin tedavisinde bir devrim olarak nitelendiriliyor.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yalancı Gebelik Nedir

Ultrason teknikleri ve gebelik testleriyle, halk arasında ‘umma’ adı verilen psikolojik (yalancı) gebelik sayısı oldukça azaldı.
Yalancı gebelik, yani psikolojik gebelik, gebe olmayan bir kadının gebe olduğuna inanması ve gebelik belirtilerine benzer (bulantı, kusma, karın büyümesi gibi) bulgular yaşaması olarak tanımlanıyor. Tıpta, ‘pseudocyesis’ olarak adlandırılan bu durum, aslında psişik bir bozukluğun fiziksel olarak dışa yansımasıdır. İnsanın beyinsel olarak hamile olduğuna inanmasıyla birlikte, gerçekten de hamileliğin fizyolojik belirtileri ortaya çıkabiliyor.

Gebeliği çağrıştıran bulgular
Yalancı gebeliğin çok eski çağlardan beri bilindiğini belirten kadın hastalıkları Uzmanı Dr. Deniz Cankat, 17-79 yaşlar arasındaki kadınlarda pek çok vaka bildirildiğini söylüyor ve devam ediyor:

“En sık görülen belirtiler az adet görme, hiç adet görmeme, karında büyüme ve göğüslerdeki değişiklikler. Bazen bu bulgulara bulantı ve kusma da eşlik edebilir. Yine de jinekolojik muayenede rahimde büyüme saptanmaz. Karın, genellikle gergindir ve gaz birikimi vardır. Hastalar tarafından hissedilen ve bebek hareketleri diye algılanan hareketler, aslında bağırsak hareketleri veya karın kaslarının istemsiz kasılmalarıdır. Bebeğin kalp atışları gibi algılanan ise, kendini hamile zanneden kadının heyecanına bağlı tansiyon artışıdır.”

Göğüsten süt bile gelebilir
Dr. Deniz Cankat bazen göğüslerden süt de gelebileceğine değinerek şunları ekliyor: “Beyinde yer alan hipofiz bezinde, iyi huylu tümörlere bağlı prolaktin denen süt hormonunun kanda yükselmesi de göğüslerden süt gelmesine neden olabilir.
Hasta, kafasında yaptığı ‘başlangıçta yanıldım’ yorumları ile yalancı gebeliğin süresini, 9 ayla birkaç yıla kadar uzatabilir. Ve çoğu hasta, tahlil sonucuna rağmen gebe olmadığına inanmaz. Bu nedenle gerçekten gebelik olup olmadığının araştırılmasından sonra hastaya psikolojik bir tedavi de planlanmalıdır.”

YALANCI GEBELİK NEDİR ?

Karnı burnunda yalancı gebelik vakası
Psikiyatri uzmanı Dr. Ümit Yazman, kadın doğum uzmanıyla psikiyatrisin ortak çalışması gerektiğine değiniyor ve şunları söylüyor:

“Kadın sorunları içerisinde nadir olarak görülmekle birlikte çok ilginç olarak değerlendirebileceklerimizden bir tanesi de halk arasında ‘psikolojik gebelik’ olarak biline durumdur. Hamilelik olmamasına karşın, kadının kesin olarak hamile olduğuna inanması ve bu doğrultuda bazı rahatsızlıklar duyması olarak açıklanabilir.”

Ne var ki, her zaman hastayı bu düşünceyle tedavi etmek mümkün olmuyor. Kendisine gelen bir yalancı gebelik vakasını buna örnek olarak gösteriyor Dr Deniz Cankat:

“Bir gün muayenehanemize bir hasta geldi. 8 aylık hamile olduğunu ve bir kontrolden geçmek istediğini söylüyordu. Devamlı hastalarımızdan olmadığı için ve görünüşü de 8 aylık bir hamile hanımı çağrıştırdığı için, gayet olağan bir şekilde ultrasona soktuk. Ultrasonda aslında hamile olmadığı anlaşıldı. Ona hamile olmadığını söylediğimizde ise şaşırmadı bile. ‘Öyle mi!’ deyip çekip gitti.”

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yumurtlama dönemi ne zamandır

Hamile kalabilmek için bazı yumurtlama günleri iyi takip etmek gerekebilir. Yumurtlama dönemini hesaplamak, hamile kalmak isteyen kadınların bu günlerde cinsel ilişkiye girmesini veya tam tersi hamile kalmak istemeyen kadınların bugünlerde cinsel ilişkiye girmemesi konusunda yol gösterici olabilir. Hamile kalmak için en uygun dönem aslında yumurtlama dönemin ve bu dönemden 5 gün öncesi arasındaki zaman dilimdir. Hamile kalmak isteyen çoğu kadının aklında, gebe kalmak için en doğru yumurtamla dönemi ne zaman, yumurtlama döneminde olduğu nasıl anlaşılır, yumurtlama döneminin hangi günlerinde cinsel ilişki girmek gerekir gibi birçok soru oluşmaktadır. Bütün bu soruların cevaplarına birlikte değinelim.

Adet günlerinizi takip ederek, yumurtalama zamanınızı tespit edebilir ve ayın hangi günleri cinsel ilişkiye girerseniz hamile kalma şansınızın daha yüksek olduğunu bulabilirsiniz.

Yumurtlama dönemi ne zamandır?

Yumurtlama günü hesaplama

Yumurtlama gününüzü hesaplamak ve bu güne göre hamile kalmaya çalışmak oldukça başarılı bir yöntemdir. Yumurtlama gününüzü hesaplamak istiyorsanız son iki regl yani son iki adet başlangıç günü arasındaki günleri sayın. Hesapladığınız bu sayısı en son adet gününüzün başladığı tarihe ekleyin. Bu elde ettiğiniz tarih, bir sonraki âdetinizin başlayacağı gün demektir. Yumurtlamada bir sonraki adet gününüzden ortalama 2 hafta önce olacaktır.

Örnekle açıklamak gerekirse;

Adet gördüğünüz iki dönem arası 28 gün olarak kabul edilerek 28 günde bir adet görüyorsanız, yumurtlama döneminiz ortalama 14’üncü günde gerçekleşecektir.
Şayet 35 günde bir adet görüyorsanız 35-14=21 çıkar yani 21’inci gün sizin yumurtlama gününüzdür.
Şayet 25 günde bir adet görüyorsanız 25-14=11 11’inci günde yumurtlama döneminiz gerçekleşecektir.

Yumurtlamanın gerçekleştiğini anlamız ise bedeninizde bazı değişimleri gözlemeyerek olabilir. Örneğin sabahları uyandığınızda vücut ısınız yüksekse, göğüslerinizde hasiyet hissi artmış ise karın ve kasık bölgenizde ağrı duyuyorsanız, vajinal akıntılarınız artmış ise yumurtlamanın gerçekleştiğini fark edebilirisiniz.

Gebelik, Kadınca kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın